YAŞLILIK DÖNEMİNDE BESLENME

Dünya Sağlık Örgütü yaşlılığın tanımını 65 yaş üstü olarak yapmaktadır.  DSÖ insan ömründe yaşlanmaya kronolojik bir sınır getirmiştir bu da 65 yaştır.

65 – 74 yaş Genç Yaşlılık,

75 – 84 yaş İleri Yaşlılık,

85 yaş ve üstü Çok ileri Yaşlılık olarak adlandırılmaktadır.

Yaşlılarda mortalite ve morbiditenin en çok nedeni kardiyovasküler hastalıklardır. Yapılan çalışmalarda hipertansiyon prevelansının %50-%60 arasında değiştiği bulunmuştur. Kalbin yapısındaki ve fonksiyonlarındaki yaşa bağlı genetik zemindeki değişiklikler ve fiziksel inaktivite kalp yetmezliğine yol açan risk faktörleridir.

Akciğer elastikiyeti azalması, göğüs duvarı sertliği artması solunum kaslarının zayıflamasına bağlı olarak akciğer fonksiyonları azalır.

Yaşla birlikte kemiklerin yoğunluğu azalır. Kemikler daha zayıf ve kırılgan olur ve vücut postürü bozulur. Kısmen serum vitamin-D miktarının azalarak kalsiyum emilimin azalması kadınlarda kemik kaybı menopozdan sonra çok hızlanmasının nedenidir.

Yaşlanma ile büyüme hormonu ve testosteron miktarının azalması sonucunda; kaslar incelir ve atrofiler oluşur.

Yaşlanmayla sindirim sisteminde mukus ve emilimde azalma,

Özofagus kaslarında daha az kasılma,

Mide elastikiyetinde azalma ve gastroözofageal reflü artışı, laktaz üretimi azalması ile süt intoleransı artışı, barsak motilitesinin yavaşlaması, kan akımı ve bazı enzimlerin etkinliğinin azalması gibi değişiklikler olabilir. Glikoz toleransı azalır. Bazal metabolizma düşer. Bağışıklık sisteminin fonksiyonundaki azalmaya bağlı olarak enfeksiyonlara karşı hassasiyet artar. Yaşlanmaya bağlı olarak derideki proteinler azalır.  Görme ve işitme kaybı başlar. Uyku süresi ve fiziksel aktivite azalır. Yaşla birlikte beyindeki hücre sayısı azalmaya tepkime hızı yavaşlamaya başlar. Kelime hazinesi, kısa-süreli hafıza, öğrenme, bilgi depolama, kelimeleri hatırlama, algılama gibi bazı mental fonksiyonlar; spinal kordaki (omurilik) hücre sayısı azalmasına bağlı duyu kayıpları olabilir.

Yaşlılık Dönemi ve Sosyal  Yaşam

Emeklilik başlamıştır. Sosyal aktiviteleri azalmıştır.Eş ölümü gerçekleşmiş olabilir.

Aktif bir yaşam biçiminin sürekliliği ve yaşlanan insanın toplumsal ilişkilerinin kısıtlanmasına engel olmaya çaba göstermesi, optimal yaşlanmanın temel koşuludur.  Fikri alınmalıdır. Artık başkaları tarafından yönlendirildiğini ve gücünü tümüyle yitirdiği duygularına kapılarak kısa sürede kendini bütünüyle bırakmasına izin verilmemelidir. Bu durumda giderek pasifleşir ve çevresine karşı ilgisini kaybeder. Hastanın toplumsal çevreden destek görmesi ve bunu öznel olarak algılaması ve özellikle de hasta ve yaşlı haliyle bile kendisine gereksinim duyulduğunu hissetmesi, içinde bulunduğu yaşam koşulları ile baş etmesi yönünden olağanüstü önem taşır. Sosyal aktivitelere teşvik edilmelidir.

Yaşlılığın Sonuçlarından Korunabilir Miyiz?

Günümüzde genetik olarak yaşlanmayı durdurmak mümkün değildir. Yaşam uzadıkça görülüyor ki hastalıklar ve yetersizliklerle geçen süre de uzamaktadır.

Hastalıklar ve yetersizlikler bilinen birincil korunma önlemleri ile oluşmadan önlenmeye çalışılabilir.

Gençken başla!

Ne Yapmalı?

1- Besin çeşitliliği sağlanmalıdır.

  • Süt Grubu
  • Et Grubu
  • Sebze Meyve Grubu
  • Tahıl Grubu
  • Yağ Grubu

Günde 5 porsiyon sebze meyve tüketmelidirler.

Tahıl grubu enerji içeriği yüksek olduğundan mutlaka yer verilmelidir.

Doymuş yağ tüketimi azaltılmalıdır.

2- Günde en az üç öğün beslenilmelidir.

Yaşlılarda öğün atlanması yetersiz beslenmenin bir göstergesidir.

Genellikle sabah kahvaltısı  atlanmaktadır.

3 İdeal vücut ağırlığı ve kas gücü korunmalıdır.

Son altı aylık zaman diliminde 4.5-5 kg istem dışı ağırlık kaybı veya kazanımı kötü beslenmenin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.

Hareket ederek kas oranlarını korumaları gerekir.

4- Besinler doğru hazırlanmalı, doğru pişirilmeli ve doğru saklanmalıdır.

İyi pişmemiş ve çiğ besinler besin zehirlenmelerine neden olan mikro organizmaların limanıdır. Bakteriler en iyi 5-60  derece arasında ürerler.

 

5-Posa tüketimi arttırılmalıdır.

Posa; şeker hastalığı, kanser ve koroner kalp hastalığı riskini azalttığı gibi bu hastalığı olan yaşlılarda tedavi edici özellik taşır. Kabızlığı önler, bağırsak faaliyetlerinin düzenlenmesi açısından önem taşır. Ayrıca kalın barsak kanseri oluşum riskini azaltır.

6- Su ve diğer sıvılar yeterli miktarda tüketilmelidir.

8-10 bardak su

Yaşlı kişilerde; derinin incelmesi nedeniyle sıvı kaybının kolay olması, böbreğin idrarı konsantre etme yeteneğinde azalma, susama mekanizmasındaki azalmış duyarlılık gibi birçok nedenden dolayı dehidratasyon riski artmıştır. Ayrıca yaşlılarda antidiüretik hormon (ADH) seviyelerinde azalma vardır.

Demans, mobilite problemleri veya hipertansiyon, kalp hastalığı ve böbrek hastalıkları varlığında ciddi düzeylerde dehidratasyon ve elektrolit denge bozuklukları gelişebilir.

Kafeinli içecekler orta düzeyde tüketilmelidir.

7-Kalsiyum içeriği yüksek besinler tüketilmelidir .

8- Tuz ve sodyum tüketimi azaltılmalıdır.

Aşırı tuz tüketimi hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve idrarda kalsiyum atımında artış nedeniyle osteoporoza neden olabilmektedir.

9- Şeker tüketimi azaltılmalıdır.

10- Alkol ve sigara içilmemelidir.

11- Mikronutrientlerin Değerlendirilmesi

D Vitamini; Hedef düzey olarak 25-OHD ≥30 ng/mL kabul edilir. Birçok yaşlıda 25-hidroksivitamin D (25-OHD) düzeyleri <20 ng/mL veya 50 nmol/L civarındadır.

D vitamini prekürsörlerinin yaşa bağlı olarak karaciğer ve böbrekte hidroksillenmesinde azalma vardır. Şiddetli yetmezlik, yetişkinde osteomalaziyle (yumuşak kemikler) ilişkilidir. Son yıllarda diyabet, anser ve kardiyovasküler hastalıkların önlenmesiyle D vitamini seviyeleri arasında bağlantı olduğunu gösteren kanıtlar vardır. Ayrıca D vitamini yetersizliği; kas kuvvetinde yetersizlik, fonksiyonel bozulma, depresyon, düşme riskinde artış ve kırıklarla ilişkilidir (39). Kas hücrelerinde (tip 2 lifler); D vitamini nöromusküler fonksiyonları etkiler.

Kalsiyum; gastrointestinal sistemden emilimi, yaş ile oldukça etkilenen bir elementtir. Birçok yaşlıda yetersiz miktarlarda alınabilen, esansiyel bir nutrienttir.  Ancak endokrin sistem, absorbsiyonu iyileştirerek ve kemik mineral dengesi ve üriner kalsiyum ekskresyonunu ayarlayarak kalsiyum seviyelerinin normal sınırlar içinde kalmasını sağlar.

Her iki cinste de 60 yaşından sonra emilim azalır. 70 ve 90 yaş arasındaki bireyler genç yetişkinlere göre yaklaşık üçte biri daha az kalsiyum absorbe eder. 50 yaş üstü erkek ve kadınlarda osteoporozu önlemek için 1200 mg kalsiyum tüketimi önerilmektedir. Kalsiyum; osteoporoz, kolon kanseri ve hipertansiyon gibi kronik hastalıkların riskinin azaltılması veya önlenmesiyle ilişkilidir.

Folat:

Artan serum folatı yaşlı erişkinlerde daha düşük homosistein düzeyleri ile ilişkilidir. Artan homosistein düzeyleri ise yaşlı erişkinlerde fiziksel fonksiyonda düşüş ile (denge ve yürüme değerlendirmelerinde) anlamlı negatif ilişki göstermektedir.

Folik asit desteğinin homosistein düzeylerini azaltarak kardiyovasküler sistemdeki etkileri ile inme prevelansının azalmasında potansiyel yararı olabilir.

Son zamanlarda plazma homosistein düzeylerinin osteoporoz için bir risk faktörü olduğu ve folik asit ve B12 vitamini kullanımının yüksek serum homosistein düzeylerinde anlamlı azalma sağladığı belirlenmiştir.

12- Fiziksel Aktivite

Yetişkinlere haftada 150 dakika egzersiz/yürüyüş önerilir.  Ancak yaşlılık döneminde bu oran azalmakla beraber hareket etmeleri gerekmektedir.

Gün içinde aktif olarak markete yürüyerek, yürüyüşlere çıkarak bunu sağlayabilirler.