Kalp Hastalıklarında Beslenme

Kalp hastalıklarının temeli kandaki yağların artmasıdır. Bu duruma hiperlipidemi denir. Hiperlipidemi, serumda kolesterol ve/veya trigliserit düzeylerinin normal değerlerin üzerinde ölçülmesi olarak tanımlanmaktadır.

Genetik ve/veya çevresel nedenlerden kaynaklanan hiperlipidemi, kardiyovasküler hastalıkların değiştirilebilir risk faktörlerinin başında gelmektedir. Araştırmalar, beslenmenin lipid seviyeleri üzerinde belirgin bir etkisi olduğunu ve kardiyovasküler hastalık riskini düşürmedeki önemini vurgulamaktadır. Hiperlipidemili bireylere, birinci basamakta uygulanması gereken ilk yaklaşım; beslenmenin düzenlenmesi, ağırlık kontrolü ve fiziksel aktiviteyi kapsayan yaşam tarzı değişikliğidir. Diyetle alınan toplam yağ miktarı ve yağ asitleri bileşimi kan lipid profilini etkilemektedir. Yüksek oranda doymuş yağ asiti içeren bir diyetle serum kolesterol ve LDL kolesterol artarken, tekli doymamış yağ asitlerinin alımı ile HDL kolesterol düzeyleri yükselmektedir. LDL kolesterol düzeyinin düşürülmesi için toplam diyet yağının azaltılmasının yanında, doymuş yağ asitleri yerine çoklu doymamış yağ asitleri tercih edilmelidir. Çoklu doymamış yağ asitlerinin iki ana grubundan birini oluşturan omega-3 yağ asitleri LDL kolesterol yapımını azaltarak kan trigliserit düzeyini düşürmektedir. Günlük enerjinin %10’u çoklu doymamış yağ asitlerinden, %15-20’si tekli doymamış yağ asitlerinden karşılanmakta, doymuş yağ asitlerinden gelen oranının %7’inin altında olması önerilmektedir. Kardiyovasküler hastalıklar üzerine yararlı etkileri olduğu bilinen diyet posasının günlük 20-30 gram tüketilmesi önerilmektedir. Sağlıklı bir diyet, sebze ve meyvelerden, tam tahıl ürünlerinden ve posa içeriği yüksek olan besinlerden zengin olmalı, balık içermeli, doymuş yağ asitleri ile trans yağ asitlerini çok düşük oranda içermelidir. 

Etin kolesterol ve kalp hastalılarıyla ilişkisi yıllardır bilim insanları tarafından sürekli tartışılan bir konu. Bu konuda bazı bilim insanları tüketilebileceğini savunmakta bazı bilim insanları ise tüketilemeyeceğini savunmaktadır. Su ürünleri ve kanatlı etleri az miktarda kolesterol içermekle beraber kırmızı etler fazla miktarda kolesterol içermektedir. Gerçekte et ürünlerinin içerdiği kolesterol miktarı aynı tür içerisinde birbirine oldukça yakındır. Ancak su ürünleri ve az da olsa kanatlı etlerinin içerdiği çoklu doymamış yağ asitleri kan kolesterol seviyesini düşürücü etki göstermektedir. Bununla birlikte kırmızı etlerde bulunan doymuş yağ asitlerinin az bir kısmı kolesterolü artırıcı etkiler göstermektedir.

Önceki 2010 Amerikan Diyet Rehberi’nde kolesterol tüketiminin 300 mg/gün’ün üzerine çıkmaması önerilmekteydi. 2015’te ise, AHA/ACC raporunu göz önüne alarak kolesterol sınırlamasını kaldırmıştır. Bu gelişme, diyetle alınan kolesterol miktarı ile serum kolesterol düzeyi ve de kardiyovasküler olay gelişimi arasında bugüne dek anlamlı bir ilişki gösterilememesinden kaynaklanmaktadır. Ancak, bu öneriler gerek ailevi hiperkolesterolemili hastalarda, gerekse koroner arter hastalığı, diyabet ve periferik damar hastalığı gibi yüksek riskli hasta gruplarında kolesterol yüksekliğinin önemini azaltan ya da kolesterol düşürücü tedavinin sağ-kalım üzerine kanıtlanmış etkilerini inkar eden öneriler değildir. Kolesterol-diyet-kalp hipotezinin gerek deneysel modellerde, gerekse epidemiyolojik ve klinik çalışmalarda kanıtlanmış bilimsel bir gerçek olduğu unutulmamalıdır. Kolesterol sınırlandırılmasının kaldırılması sınırsız kolesterol alınması veya istediğiniz kadar yumurta yiyebilirsiniz anlamına gelmemektedir. Bu mesaj topluma ve hastalara yanlış aktarılmamalıdır. Örneğin sağlıklı bir bireyde günlük 1 yumurta tüketimi ideal sayılabilir. Kılavuz önerlileri akdeniz tipi beslenmeye odaklanmıştır.

Yine aynı raporda az yağlı veya yağsız diyetlerin de doğru olmadığının üzerinde durulmuştur. Hatta obezitenin önlenmesi için bile toplam yağ kısıtlamasını önermemektedir. Bunun yerine özellikle daha çok meyve, sebze, tahıl ve deniz ürünü, daha az et, şekerle tatlandırılmış yiyecek ve içeceklerden oluşan bir diyet düzenlenmelidir. Amaç, düşük yağlı diyetlerin yönelttiği artmış karbonhidrat tüketimini azaltarak başta kalp hastalıkları, inme, kanser, diyabet ve obezite olmak üzere kronik hastalıkların gelişiminin önüne geçmektir.

Eklenti şeker için besinlerden unlu mamuller (tahıllar), tatlılar (reçel vb dahil) ve en kötüsü meşrubat ve meyve sularıdır. Eklenti şeker olarak tanımlanan bu ilave rafine karbonhidrat alınımı toplumda obezite, tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalık ve diş çürüklerinin en önemli nedenini oluşturmaktadır. Örneğin; 1 kutu kolalı içecek (350 ml) 120-150 kcal enerji (yaklaşık 10 kesme şekere eşdeğer) vermektedir ve her gün 1 tane tüketilmesi, ayda bir tane içen kişiye göre tip 2 diyabet riskini %26 artırmaktadır.

KAYNAKLAR

  1. Yılmaz H. Ö., 2018, Hiperlipidemi ve Beslenme, İstanbul Okan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü, İstanbul, Türkiye
  2. Sevinç İ.A. ve Ercoşkun H., Ankara Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü, Ankara, Türkiye
  3. Kutlutürk F., 2018, Dislipidemik Hastalarda Beslenme ve Diyet Tedavisi, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları BD, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tokat, Türkiye
  4. Kayıkçıoğlu M. ve Özdoğan Ö., 2015, Beslenme ve kardiyovasküler sağlık: 2015 Amerikan Diyet Kılavuzu Önerileri, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kardiyoloji Anabilim Dalı, İzmir