İNSULİN, BEL ÇEVRESİ VE KOLESTEROL

Vücudumuzdaki tüm hormonlar bir şekilde birbiriyle bağlantılıdır. Her birinin işlevi diğerini etkiler. Bunların sonucunda ise hastalıklar veya bazı bulgular meydana gelir.

‘Diyabet ile kalp hastalıkları birbiriyle bağlantılıdır.’

‘Obezite ile diyabet hastalıkları birbiriyle bağlantılıdır.’

‘Kalp hastalıkları ile obezite birbiriyle bağlantılıdır.’

Bu cümleler sizce doğru mu?

Evet doğru gelecektir ama neden ve hangi mekanizmalarla doğru olduğunu bilmiyor olabilirsiniz.

İnsulin, pankreastaki beta hücrelerinden salınan bir hormondur. Kanda glikoz arttıkça artar. Bir de buna zıt olarak glukagon hormonu var. Kanda glikozun azalmasıyla artan bir hormon. Kısaca özetlemek gerekirse pankreasım insülin üretemediği durumlarda tip 1 diyabet oluşur. Pankreasın insülin ürettiği ancak kullanamadığı durumlarda ise insülin direnciyle başlayan tip 2 diyabet oluşur. (Değerlere göre tanı konur.) Peki bu durumlarla bel çevresindeki yağlanmanın ne ilgisi var?

İnsulinin bir görevi de glikozun hücre içine girişini sağlamaktır. Normal olarak glikoz yağ hücresine girince lipitleri ve serbest yağ asitlerini dengede tutar.  İnsulin yokluğunda glikoz yağ hücresine giremediği gibi bir de serbest yağ asidi dışarı atar. Bu durumda yağlanmadan dolayı bel çevresi artacaktır. Bel çevresinin; erkekte 102 cm, kadında 88 cm’yi geçmesi obezite komplikasyonları ve ölüm riskinin arttığını göstermektedir.

Bel çevresinin; erkekte 102 cm, kadında 88 cm’yi geçmesi obezite komplikasyonları ve ölüm riskinin arttığını göstermektedir.

Yağlanmanın artmasıyla kolesterol yüksekliği kaçınılmazdır. Fazla besin ögeleri yağ olarak depolanır. Sonra organ çevresinde birikmeye başlar. Karaciğerde birikmeye başlar. Kandaki yağ değerleri de artması doğaldır. Ayrıca organ çevresindeki yağlanmada biriken yağlar trigliseritlerdir.

 

Yağlanma arttıkça da obezite kaçınılmazdır. Günümüzde obezitenin nelere sebep olduğunu biliyoruz.

Obezite aşırı vücut yağını belirten bir terimdir ve dünyada ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Hipertansiyon, dislipidemi, Tip 2 diabetes mellitus, koroner kalp hastalığı, inme, prostat ve kolon kanseri gibi hastalıklarla birliktelik gösterir. Aynı zamanda, obezite genetik ve çevresel etmenlerin etkileşimi ile oluşan kompleks çoklu kronik bir hastalıktır. Obezite ile birlikte görülen en önemli hastalık hipertansiyondur ve kilodaki her 10 kilogram artış ile sistolik kan basıncı 3 mmHg, diyastolik kan basıncında ise 2,3 mmHg artış meydana gelmektedir. Sonucunda kardiyovasküler hastalık %12, inmede ise %24 risk artışı olmaktadır. Obezitenin eşlik ettiği ve tanı kriteri olarak sayıldığı önemli bir hastalıkta metabolik sendromdur. Metabolik sendromlu kişilerde abdominal obezite, diyabet ve hipertansiyon sıklıkla bulunur ve laboratuar testlerinde hipertrigliseridemi, düşük HDL(iyi kolesterol) ile karakterizedir.

Buradan da görebildiğimiz gibi hastalıklar domino taşına benzer. Biri tetiklendiğinde diğerleri peşinden gelir. Hepsinin ortak noktası beslenme ile sağlığın iyileştirilip hastalık etkilerinin azaltılabilmesidir.

Hipertansiyon ise insülin direnci etkisiyle oluşursa şöyle oluşuyor; sempatik sinir sistemi aktivitesi artıyor. Sonucunda sodyum geri emilimi artıyor. Sodyum vücutta artınca zaten hipertansiyon başlamış oluyor.

Kolesterol ise bir kan yağıdır. Tek başına taşınamadığından lipoprotein olan LDL, HDL ile taşınır. LDL kötü kolesterol olarak bilinir ve karaciğerdeki kolesterolü damarlara taşır. HDL ise iyi kolesterol olarak bilinir ve damardaki kolesterolü karaciğere taşır. ‘E o zaman neden damarlarımız tıkanıyor HDL işini yapsın!’ demeyin. HDL ne yapsın yüksek olması gerekirken düşükse…

Vücudumuzdaki hiçbir sistemin aklı yoktur. ‘ Aa damarlar tıkanacak ben HDL’yi arttırayım’ demez. HDL’yi arttıracak yegane şey spordur. Buna ek olarak az yağlı beslenme vardır. Kaldı ki makrofajlar ile damardaki kolesteroller yok edilebilir. Ancak makul miktardaysa… Makrofaj hücrelerinin de sihirli değneği yok ki yok edemiyor içine alıp bir şekilde parçalıyor. Ama o kadar çok kolesterol içine alıyor ki artık parçalayamıyor ve tıkanma yapmaya başlıyor.

Aslında tüm sistem bizi korumaya yönelik. HDL var, makrofajlar var. Ama hala kolesterolünüz varsa önce beslenme sonra ilaç tedavisine başlayın. Eğer çok yüksekse doktorunuzun önereceği ilaçları kullanın.

Yani her şey birbiriyle bağlantılı ve çözüm sağlıklı beslenmek kadar kolay.