GEBELİKTE KAFEİN

Gebelik döneminde anneler bebeklerini korumak ister. En düşük bir riski bile elimine etmeye çalışırlar. Kafein de onlardan biridir. Kahve/çay tüketmeyi çok seven bir anne bebeğini korumak için hiç içmek istemeyecektir. Ancak annenin mutlu olması da önemlidir. Kafeinsiz olarak veya 1 fincan gibi tüketirse kafeine bağlı risk faktörleri oluşmayacaktır.

Kafein, merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı etki yapan ve emilimi büyük oranda ince bağırsakta gerçekleşen bir maddedir. Kafein yaklaşık 60 kadar bitkide, değişik oranlarda yer almaktadır. Bir alkaloid olan kafein doğal olarak kahve, çay, kakao ve kola gibi gazlı içeceklerde bulunmaktadır. Kafein tüketimine ilişkin ilk bilgiler, MÖ 2700’ lü yıllara uzansa da,  ilk olarak Alman kimyager Friedich Ferdinand Runge tarafından 1819 yılında tanımlanmıştır. Kafein vücutta hafif ve orta dereceli dozlarda alındığında herhangi bir yan etki oluşturmazken, yüksek dozlarda alındığında baş ağrısı, huzursuzluk, sinirlilik, yüzde kızarma, sık idrara çıkma, sindirim sistemi rahatsızlıkları, kas kitle kaybı, konuşma akıcılığında azalma, kardiyak aritmi, oryantasyon bozukluğu, halüsinasyon ve psikoz gibi birçok rahatsızlıklara neden olabilmektedir. Kafein vücuda alındıktan sonra çok hızlı bir biçimde ve tamamen gastrointestinal sistem tarafından emilime uğramaktadır. Kafein alındıktan 15-60 dakika sonra plazmada en yüksek seviyeye ulaşmaktadır. Midenin boş olması, bu seviyeyi hızlandırıcı bir etki göstermektedir.

Yapılan çalışmalar özellikle gebelik döneminde tüketilen aşırı kafeinin, fetüs üzerinde birçok olumsuz etkilere yol açtığını göstermektedir. Bunun temel nedeni ise annenin aldığı kafeinin, plasenta bariyerini kolayca geçmesine dayanmaktadır. Kafein metabolizması için gerekli enzimce  yoksun olan fetüste, kafeinin metabolize edilmesi oldukça uzun zaman almaktadır. Bu da fetüs için önemli bir risk faktörüdür. Kafeinin gebelikte aşırı tüketiminin neden olduğu olumsuz etkiler arasında intrauterin gelişim geriliği (IUGR), düşük doğum ağırlıklı bebek (DDA), prematüre doğum, düşük ve ölü doğum sayılabilir. Bütün bu sayılan patolojik etkilerin yanında, sıçanlar üzerinde yapılan çalışmalar,  aşırı kafein alımının nöral tüp kapanmasında gecikme ile birlikte kalp, göz ve bacak gelişimini de olumsuz etkilediğini göstermektedir.

Gebelikte alınan, düşük ve orta düzeyli kafein alımının, fetüs üzerinde herhangi bir patolojik etkisi olmadığını söyleyebiliriz. Ancak yüksek dozlarda (300 mg) alınan kafein, plasenta bariyerini hızla geçerek, fetal gelişim geriliği başta olmak üzere pek çok olumsuz tablodan sorumlu tutulmaktadır.

Günlük olarak alınan orta düzeydeki kafeinin, fetüs üzerinde ciddi bir yan etkisi olmasa da, gebeler için alınması önerilen günlük kafein miktarı 125 mg’ı aşmaması yönündedir.Ancak bazı kaynaklar 200 mg olarak belirtmiştir. Bu durumda 125 mg alt sınırdır diyebiliriz. Üst sınıra çok yaklaşmamakta fayda vardır.

Amerikan Pediatri Akademisi emziren annelerde kafein kullanımının güvenli olduğunu, ancak %1 oranında kafein anne sütüne geçtiğinden kafein alımının emzirme döneminde kısıtlanması gerektiğini bildirilmiştir. Emzirme döneminde yüksek dozda (300 mg’ın üzerinde) kafein kullanan annelerin bebeklerinde hassasiyet ve uyku sorunları olduğu belirtilmiştir.

Türkiye’de 123 gebe üzerinde yapılan bir çalışmada ile sigara kullanmayan ve günde 300 mg ve üzerinde kafein alan annelerin bebek ve plesanta ağırlığında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş olduğu bulunmuştur.

Sonuç olarak, kafein risk faktörlerini yüksek dozda gösterir. 2-3 fincan kafeinli içecek tüketilebilecekken 8 fincan gibi yüksek dozlara çıkılmaması gerekir. Kafeinsiz çay ve kahvede de az da olsa kafein bulunduğunu unutmayalım.Tercihimiz kafeinsizlerden yana olursa alt sınırın da altında bir kafein almış olursunuz. Bu da riskleri en aza indirmektir.