BALIK TÜKETİMİ

BALIK TÜKETİMİ NEDEN GEREKLİ?

 

JAPONYADA BALIK TÜKETİMİ

 

Kanada’da son 25 yıl boyunca kalp damar hastalıkları ile ilgili ölüm oranında sürekli bir azalma olmasına rağmen, Cenova Dünya Sağlık Örgütünün son istatistiklerine göre Kanada’da çeşitli kalp rahatsızlıklarından oluşan ölüm oranının diğer ülkelerdekinden daha yüksek olduğu bildirilmektedir. Kanada’da 45-54 yaşındaki erkeklerde her 100.000 kişide yıllık ölüm oranı, Japonya’dan %650 daha fazladır. Kanadalıların kanındaki kolesterol düzeyi Japonlardan biraz daha yüksektir. Kanada ve Japonya arasındaki kalp damar hastalıkları ile ilgili ölüm oranındaki çarpıcı farklılıklar pek çok faktörle etkilenirken, Japon halkının daha fazla balık tüketmesinin koruyucu etkisi olabileceği dikkat çekmektedir. Kanada’da günde kişi başına balık tüketimi yaklaşık 14 g iken Japonya’da bu miktar 90 g’a çıkmaktadır. Omega-3 serisi çok doymamış yağ asitlerinin tek kaynağı olarak bilinen balık hem EPA hem de DHA içermektedir. Japon halkı daha fazla balık tükettiğinden her gün yaklaşık 500 mg EPA tüketmekte, Kanada’da ise bu miktar sadece 70 mg olmaktadır.

 

Balık Tüketimine Genel Bakış

  • Dünya su ürünleri tüketiminin 2016 yılında ortalama kişi başına 20 kg’a ulaştığı bir zamanda Türkiyedeki su ürünleri tüketimi 6.1 kg/kişi (TUIK, 2016) ile dünya ortalamasının çok altında bulunmaktadır. Bu durum göz önünde bulundurularak, balık tüketiminin teşvik edilmesi önem taşımaktadır. Balık diyetin önemli bir parçası olarak görülmeli ve balık tüketiminde dikkat edilmesi gereken konu yarar-risk dengesini gözetmektir.
  • Taze, temiz sulardan avlanmış balıklar ve izlenebilirliği olan kültür balıklarının tüketimi in?san sağlığı açısından bir risk teşkil etmemektedir.
  • Çiğnenmesi ve sindirimi kolay olan balıketi, katı gıda almaya başlamış bebeklerden yaşlı bireylere kadar toplum bütün kesimlerinin rahatlıkla tüketebileceği iyi bir besin olmasının yanı sıra bireylerin beslenmesinde elzem olan iyi kaliteli protein, mineral ve n-3 yağ asitlerini içerir. Düzenli ve yeterli miktarda tüketilen balık aynı zamanda yağda çözünen vitaminlerden

A, D, E, K vitamini ve iyot gibi besin öğelerinin alımına da katkı sağlamaktadır. Çoğu kuruluş yeterli ve dengeli beslenmenin bir parçası olarak düzenli olarak haftada 2 porsiyon balık tüketimini önermektedir.

  • Yapılan çalışmalar özellikle gebelik ve laktasyon süresince düzenli olarak balık tüketiminin bebeğin görsel ve bilişsel gelişimine önemli katkılarının olduğunu vurgulamaktadır
  • n-3 yağ asidinin insan sağlığına olumlu etkileri ile ilgili bilimsel kanıtların artmasıyla birlikte balık yağı preparatlarının kullanımı da artmıştır. Ancak balık n-3 yağ asidinin yanı sıra iyi kaliteli protein,vitamin ve mineral kaynağı olduğu için tek başına balık yağı preparatlarını kullanmak yerine balık tüketmek yeterli ve dengeli beslenme açısından daha uygun ve doğrudur.

Bu bilgiler ışığında beslenme ve diyet uzmanları topluma balığın beslenme açısından önemini anlatmalı ve bireyleri balık tüketimi için teşvik etmelidir.

Balık ve Besin Değeri

Balık proteinleri vücut dokularının korunması ve gelişmesi için gerekli tüm aminoasitleri içerir. Bu esansiyel aminoasitler bitkisel proteinlerde de bulunur, fakat lisin ve methionin düşük miktarlardadır. Yanlış olmasına rağmen genellikle etin balıktan daha iyi bir protein kaynağı olduğuna inanılır. Et, balık, yumurta, süt, yulaf ve soya proteinlerinin aminoasit miktarlarıyla ilgili bir denemede et, balık, yumurta ve sütün aynı besleme değerinde protein içerdiği bulunmuştur.

İnsanlar için gerekli olan en az 13 vitamin tanımlanmaktadır ki, dokulardaki dağılımı düzensiz olmakla birlikte bunların hepsi balıklarda bulunur. Vitamin miktarı balık türüne göre değişkendir (Love 1982). Suda çözünen B ve C vitaminlerinin su ürünlerinde bulunma miktarı, karasal hayvanlarda bulunan miktarla hemen hemen aynı, yağda çözünen A, D, E ve K vitaminleri ise genellikle daha fazladır.

Doğada doymamış yağ asitleri, omega-9, omega-6 ve omega3 şeklinde olup bunlar oleik, linoleik ve linolenik olarak isimlendirilirler. Bütün deniz ürünlerinde bulunan ve diğer besinlerde bulunmayan iki önemli yağ asidi, eicosapentaenoic asit (EPA) ve docosahexaenoic asit (DHA), linolenik serisi omega-3 yağ asitleridir. Bu iki yağ asidinin vücutta önemli biyokimyasal ve fizyolojik değişikliklere neden olduğu belirtilmektedir.

Kara ve deniz canlılarının omega-3 yağ asitleri arasındaki farklılıklar zincir uzunluğu ve doymamışlık derecesi ile ilgilidir. Çoğu bitkisel yağlar yüksek miktarda çok doymamış yağ asitlerini (PUFA) içermesine rağmen bunların çoğu yalnızca 2 çift bağ içerir ve doymamışlık sınıflandırması bakımından n-6 serisidir. Kara hayvanlarının yağları ise 4 çift bağa kadar bazı yağ asitlerini içerebilir, ancak doymuş yağ asitleri yüksektir. Sadece su ürünleri 5 ya da 6 çift bağa sahip uzun zincirli yağ asitlerine sahiptir. Balık yağlarının esas farklılığı yüksek derecede doymamış olan uzun zincirli yağ asitlerinin %40’a kadar çıkmasıdır.

Omega 3’lerden EPA ile DHA’nın tedavi edici özelliği ile ilgili iddialar araştırılmaktadır. Esansiyel besin maddeleri olduğu belirtilen bu yağ asitlerinin migren türü baş ağrıları, eklem romatizması, bazı kanser türleri, yetişkinlerde şeker hastalığı, yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, kalp damar hastalıkları ve bazı alerjilere karşı vücudu koruduğu bildirilmektedir. Bu iddialardan bazıları doğrulandığı için çeşitli şirketler bu yağlardan balık yağı hapları üreterek pazarlamaktadırlar. Retina, testis ve spermin yapısal bir bileşiği olan DHA, doku fonksiyonlarının uygun şekilde işlevi ile ilgilidir. Son çalışmalar prematüre bebeklerin dokularındaki DHA düzeyinin, normal sürede doğan bebeklerden daha az olduğunu göstermiştir. Beslenmelerinde omega-3 yağ asitleri olmayan bebeklerin görme ve sinir dokularının gelişimi yetersizdir. İnsan sütündeki omega-3 yağ asidinin, balık tüketen kadınlarda en yüksek, vejetaryenlerde en düşük olduğu belirtilmektedir.

EPA’nın kanın pıhtılaşmasını önemli derecede azaltıcı bir etkiye sahip olduğu tanımlanmıştır. Bu da kalp krizi riskini azaltmaktadır.

İnsanlar üzerinde yapılan denemelerde EPA’ca zengin balık yağlarının kan kolesterolünü (LDL-kolesterol) düşürücü etkisinin tutarlı olmadığı bulunmuştur. Ancak, kan plazma trigliserid ve çok düşük yoğunlukta lipoprotein (VLDL) düzeylerinde azalma belirlenmiştir

BİR ARAŞTIRMA….

4 hafta süreyle beslenme değişikliklerinin etkileri incelenmiştir. Her diet %40 yağ, %45 karbonhidrat ve %15 protein içermektedir. Kakao, fındık, çiçek, mısır ve salmon yağı kullanılan denemede, bireyler arasında kolesterol ve trigliserid konsantrasyonları izlenmiştir. Salmon yağı dieti ile kandaki kolesterol ve trigliserid konsantrasyonlarında önemli derecede azalmalar olmuştur.

HAFTADA 2-3 KEZ BALIK TÜKETİN..